Fransa’da Macron iktidarı : Türkiye-Fransa ilişkilerinde yeni bir dönem mi başlıyor?

ANALİZ - Fransa’nın 39 yaşındaki yeni Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, her ne kadar Cumhurbaşkanı seçilmeden önce Türkiye konusunda sert mesajlar iletmiş olsa da, resmi olarak görevi teslim aldıktan sonra Türkiye konusunda daha ılımlı ve yapıcı bir politika takip etmeye başladı. Avrupa Birliği’nin yeni lideri olma yolunda ilerleyen Macron ile ilişkilerin güçlendirilmesi, sadece Türkiye-Fransa ilişkileri için değil, Türkiye’nin AB üyeliğinin hızlandırılması için de çok büyük bir önem taşıyor.

Par Öznur Küçüker Sirene


39 yaşındaki Emmanuel Macron, Fransa’da 7 Mayıs 2017 tarihinde düzenlenen Cumhurbaşkanlığı  seçimlerinde kurucusu olduğu merkez parti En Marche (Yürüyüş) hareketinin adayı olup Cumhurbaşkanı seçilerek resmi olarak 14 Mayıs 2017 tarihinde yeni görevine başladı. Fransa tarihinin en genç Cumhurbaşkanı olan Macron, siyasi hayatta kendini 2. Manuel Valls Hükümeti’nde Ekonomi, Sanayi ve Dijital Ekonomi Bakanı olarak tanıtmıştı.

İktidara geldiği andan itibaren, hem Fransa’da yaşayan Türk vatandaşlar hem de Türkiye genelinde yeni Cumhurbaşkanı’nın Türkiye hakkındaki tutumunun ne olacağı merak konusu oldu. Fransa’da özellikle “Ermeni soykırımı” iddialarını inkar edenlerin cezalandırılmasını öngören ancak Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen yasa tasarısı, PKK terör örgütünün AB ülkelerindeki faaliyetlerine toleras, İslam karşıtçılığı gibi konular ve medyalardaki Türkiye’yi karalama çalışmaları, Türk kökenli vatandaşları tedirgin ediyor.

Macron’dan seçim öncesi Türk hükümetine sert mesajlar

Emmanuel Macron, seçim kampanyası boyunca, rakibi olduğu aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisi lideri, Avrupa Birliği karşıtı Marine Le Pen’in aksine Avrupa Birliği ve AB üyesi ülkeler arasındaki siyasi ve ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesinden yana bir tavır sergiledi.

7 Mayıs Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen öncesinde Türkiye için de çok önemli bir süreç başladı: 16 Nisan Türkiye anayasa değişikliği referandumu. Cumhurbaşkanı adayı Macron, bu süreçte çeşitli AB ülkeleriyle kriz yaşayan Türkiye konusunda bazı sert söylemlerde bulundu.

Referendum öncesi, Almanya ve Hollanda’nın Türk yetkililerin ülkelerinde referandumla ilgili etkinliklerini yasaklaması ve bu kararları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Nazi dönemi uygulamalarına” benzetmesi üzerine, Macron: “Türk yetkililerin yorumları kabul edilemez (…) Almanya ve Hollanda başta olmak üzere en yakın ortaklarımızın hedef alınmasına karşı zayıflık gösterilemez. Bu provokasyonları kınıyorum.” açıklamasında bulundu.

16 Nisan’daki referandum sonrasında da Macron’un Türkiye’nin izlediği yol konusundaki tutumu değişmedi. Ülkenin “otoriterliğe” sürüklendiğinden endişe duyduğunu belirten Macron, attığı tweetlerde: “Türkiye’nin izlediği yoldan derin üzüntü duyuyorum ve onaylamıyorum.”, “Eğer Cumhurbaşkanı seçilirsem, mücadele etmeye devam eden Türk demokratlara yardım etmek için her şeyi yapacağım.” tarzında ifadeler kullandı.

Aynı şekilde, bu süreçte, Macron, Alman gazetesi Die Welt’e verdiği demeçte, en yakın mütteffiki Almanya’yı Türkiye ile gerçekleştirdiği göçmen anlaşması konusunda eleştirdi: “Türkiye ile yapılan göçmen anlaşma çok kötüydü … Avrupa Birliği üyesi diğer ülkelerle müzakere edilmeden karar alındı.” dedi.

Son olarak, Nisan ayında Cumhurbaşkanı adayı Emmanuel Macron, 1915 olayları ile ilgili Paris’te düzenlenen bir anma törenine katılarak törende yaptığı konuşmada, ‘Ermeni soykırımının’ tüm uluslararası platformlarda tanınması için mücadele edeceğini söyledi.

Seçim kampanyası boyunca, Cumhurbaşkanı adayı Emmanuel Macron’un hem sosyal medyalar üzerinden hem de yazılı ve görsel basın aracılığıyla Türkiye hakkında ilettiği bu tarz mesajlar, Fransa’da yaşayan Türkleri, Macron’un Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda Türkiye konusunda izleyeceği politika konusunda endişeye düşürdü.

Seçim sonrası Macron’dan daha ılımlı Türkiye mesajları

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Türk vatandaşların Macron’a karşı duydukları bütün bu endişelere rağmen, Macron, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, Türkiye konusunda, şaşırtıcı bir şekilde, çok daha yapıcı, ılımlı ve “pragmatik” olarak adlandırılabilecek bir politika izlemeye başladı.

Macron konusunda ilk şaşırtıcı gelişme, Macron’un yakın müttefiki Merkel’e Türkiye konusunda zıt bir tavır takınmasıydı.

Türkiye’deki 16 Nisan referendumu öncesi ve sonrasında Almanya ile giderek gerilen ilişkiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Almanya’da yaşayan Türk kökenli seçmenlere Merkel’in partisine oy vermemeleri konusunda seslenmeye yöneltti: “Bunlara sakın ola oy vermeyin hataya düşüp. SPD, Hıristiyan Demokratlar, Yeşiller… Sakın. Türkiye düşmanı olmayan partilere oy verin. Bu artık Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarımın onur mücadelesidir.”

Merkel’in ise, 24 Eylül’de Almanya’daki genel seçimlerden önce ve sonra, Türkiye konusundaki açıklamaları giderek sertleşti: Ağustos ayında YouTube’da gerçekleşen bir röportajında, “Türkiye ile Gümrük Birliği’ni genişletme çalışmalarını şu an için takip etmeyi düşünmüyoruz.” açıklamasında bulundu.  Aynı şekilde, Ekim ayında Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen AB Liderler Zirvesi’nin açılışında konuşan Merkel, “Türkiye’ye üyelik müzakereleri çerçevesinde yapılan yardım azaltılmalı.” önerisinde bulundu.

Türkiye’den giderek uzaklaşan Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde olmaması gerektiğine yönelik açıklamalarının ardından, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ise, Almanya’dan çok daha farklı mesajlar vermeye başladı.

Macron, Eylül ayında, Yunan basınına Türkiye-AB ilişkileriyle ilgili bir açıklama yaptı. AB’nin Türkiye ile bağları koparmasına karşı olduğunu belirten Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “Bağların kopartılmasını önlemeye çalışacağım çünkü Türkiye sığınmacı konusu ve terör tehdidi gibi birçok önemli krizde kritik bir ortak” dedi. Ekim ayında, Brüksel’de düzenlenen AB Liderler Zirvesi’nin ardından düzenlediği basın toplantısında da Macron, Merkel’in aksine, aynı noktalara vurgu yaparak, Türkiye ile ilişkileri durdurmama, kesin ve sert diyalog içinde olunması gerektiği konusunda Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin lideriyle anlaştıklarını söyledi.

Aynı şekilde, Kasım ayında Strasburg’da bulunan Avrupa Konseyi’ni ziyaret eden Macron, Türkiye ve Rusya’nın kaderinin Avrupa’ya sırtını dönerek oluşmayacağını kaydederek, Avrupalı liderlere, “Sürekli ders vermekten vazgeçin!” çağrısında bulundu. AB’yi Türkiye ve Rusya ile diyaloğa davet ederek, “Bu iki büyük ülke Avrupa’ya demirlenmiştir. Tarihleri, coğrafyaları, edebiyat ve siyasi bilinçleri Avrupa’ya sürtüşerek oluşmuştur. Bu iki ülkeye kapıları kapatarak, dışarıda bırakarak veya dışarıda kalmalarına ses çıkarmayarak konuşulmamalıdır. Yoğun bir diyalog ile yaklaşılmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Aynı zamanda, 25 Kasım’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefon görüşmesinde bulunan Macron, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekerek Türkiye ve Fransa arasında ekonomi, enerji ve savunma sanayi alanlarındaki ilişkilerin güçlendirmesinin önemi üzerinde durdu.

Sonuç olarak, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kendisini, Almanya’da koalisyon kurma çabaları çıkmaza giren ve giderek güç kaybeden Almanya Başbakanı Angela Merkel’in yerine, yeni Avrupa Birliği lideri olarak hazırladığı söylenebilir. Aynı zamanda Fransa, Macron ile birlikte, Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın çeşitli ülkeleriyle çok daha esnek, dengeleyici ve ılımlı bir politika izlemeye başlamıştır.

Örneğin, Macron, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’la ilgili yeni ve sert politikasını açıklamasının ardından, 13 Ekim’de Ruhani’nin daveti üzerine İran’a resmi bir ziyaretin öngörüldüğünü açıkladı. Bu ziyaretin gerçekleşmesi durumunda, Macron, 46 yıl sonra ilk kez İran’a giden Fransız cumhurbaşkanı olacak.

Türkiye-Fransa ilişkilerindeki bütün bu gelişmeler dikkate alındığında, beklenenin aksine, Avrupa Birliği’nin yeni lideri olma yolunda ilerleyen ve dünyada bir denge politikası takip eden Macron’un Türkiye ile önceki hükümetlere göre daha yapıcı ve karşılıklı çıkarlar üzerine kurulu bir ilişki kuracağı söylenebilir.

Öte yandan, Ermeni meselesi, AB ülkelerinde PKK faaliyetlerine tolerans, İslam ve Türkiye karşıtçılığı gibi konularda Macron’un ileriki süreçte takip edeceği politika halen merak konusu.

Genç yaşıyla Fransa Cumhurbaşkanlığı tarihinde bir ilke imza atmış olan Emmanuel Macron’un, Türkiye ve Fransa arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi konusunda da atası I. François gibi öncü olmasını ve bu yeni ılımlı ilişkilerin Türkiye’nin AB üyeliği sürecisini de olumlu etkilemesini umarız.

Que pensez-vous de cet article ?

1



NEWSLETTER

Inscrivez-vous pour suivre toute notre actualité.

RÉAGISSEZ

Poster un Commentaire

Soyez le premier à commenter !

Me notifier des
avatar
wpDiscuz